Kaliteli Hizmet & Mutlu Müşteriler
Etimesgut Şube: 0312 243 29 29
İstasyon Cd. No:71 Etimesgut/ANKARA
Ostim Şube: 0312 385 98 98
Ostim Prestij İş Merkezi No:55/A-8 Yenimahalle/ANKARA
  • GÖMÜLÜ DİŞLER

Yıllar ilerledikçe doğada olduğu gibi insan vücudunda da çeşitli evrimsel değişiklikler meydana gelmektedir. Bu değişimin diş hekimliğindeki en net göstergesi 20 yaş dişlerinin kimi bireylerde artık hiç oluşmaması veya oluşanlarda da gömülü kalmasıdır.

20 yaş dişleri, anatomik olarak çene kemiklerinin en arka bölgelerinde yer aldığı için çoğu zaman kendine sürecek yer bulamaz, yatay veya dikey pozisyonda önündeki dişe temas halinde gömülü kalabilmektedir. Yine çok sık karşılaşılan gömülü kalan bir başka diş kanin (köpek dişi) dişidir. Bu dişlerin de çenelerin kavis aldığı bölgede yer alması gömülü kalmaları için bir sebep olabilir. Böyle bir durumda gömülü kalan diş, her gün sürme yönünde hareket etme çabasındadır. Bu durum;

• öndeki dişte çürüme,
• 20 yaş dişinin temas ettiği bölgede kök erimesi,
• dişetine baskıdan dolayı dişeti enfeksiyonları ve şiddetli ağrı,
• ön dişlerde çapraşıklık,
• dişi oluşturan diş torbasının kistleşmesi veya çeşitli tüm oral oluşumları tetiklemesi gibi komplikasyonlara sebep olabilmektedir.

Özellikle 20 yaş dişlerinin;

• ağızda en arka dişler olmasına bağlı, hijyenini sağlama zorluğu ve buna bağlı olarak çok çabuk çürümesi,
• çoğu zaman tam veya yarı gömülü pozisyonda kalması,
• sürmesini tamamlasa dahi yanağa veya dile doğru sürme ihtimalinden dolayı yanak ve dil ısırma sorunlarına yol açması,
• gömülü kaldığında ön dişlere doğru oluşturduğu baskıdan dolayı çapraşıklığa sebep olması,
• gömülü kaldığında çeşitli kist veya tümörlerin oluşumunda rol oynaması,
• sürdüğü zaman ise çoğu kez şekli, yapısı ve pozisyonu diğer dişlere oranla daha bozuk olduğundan çiğnemeye çok fazla katkısının olmaması

gibi sebeplerden dolayı çekilmelerinde fayda vardır.

  • ÇENE KİSTLERİ VE TÜMÖRLERİ

Ağız ve çevresi dokularda da bir çok diğer organ ve dokularımızda olan patolojilerle karşılaşılabilir. Bunların yanısıra enfekte veya gömülü dişlerin varlığı da patoloji görülme oranını arttırmaktadır. Özellikle ağız içi bölgesi, vücudumuzun bakteri çeşitliliğinin en  fazla olduğu bölgedir. Buna bağlı olarak ağız içerisinde meydana gelen enfeksiyon, kist, tümör gibi patolojilerin bir çok organ ve dokumuza oranla çok daha sık görüldüğünü belirtmek yanlış olmaz. Nitekim WHO (Dünya Sağlık Örgütü) yayınladığı bildiride ağız içi kanserlerin tüm kanser çeşitleri arasında görülme sıklığını %6 olarak kaydetmiştir. Bu, oldukça yüksek bir orandır.

Çene kistleri yumuşak dokularda geliştiği gibi çene kemiklerinde de gelişebilir. Yumuşak dokularda; tükürük bezlerinde, tükürük bezi kanallarında, dudaklarda ve dişetlerinde görülürken, gömülü bir dişe bağlı olarak veya bir travmaya bağlı olarak çene kemiklerinde de görülebilir.

Ağız içerisi anatomik olarak bir çok dişin varlığı, dil varlığı, ıslak bir alan olması ve kapalı bir ortam olmasından dolayı hijyeni ve bakımı zor bir bölgedir. Bunların dışında sigara, alkol, aşırı sıcak gıdalar, baharatlı gıdalar gibi dış faktörlerin de etkisiyle bir çok prekanseröz (kansere taban olabilecek) veya kanseröz lezyonlarla karşılaşmaktayız. Bu lezyonlar sıklık sırasına göre en çok dil, ağız tabanı, yanak iç yüzeyleri, dişetleri ve alt dudakta karşımıza çıkmaktadır.

Tüm sağlık sorunlarının erken tanısında ve tedavisinde en önemli kriter; iyi bir ağız hijyeni ve 6 ayda bir diş hekimi muayenesidir.

  • DİL VE DUDAK BAĞLARI (FRENİLUMLAR)

Üst çenede yanak bölgelerinde sağ ve solda olmak üzere 2 adet, ön orta hatta 1 tane olmak üzere toplam 3 adet frenilum vardır. Alt çenede ise 2 adet yanak bölgesinde, 1 adet orta hat ön bölgede ve bir adet dil altında olmak üzere 4 adet frenilum vardır.

Frenilumlar anatomik olarak doğuştan hepimizde var olan, normal yapıda olduğunda hiçbir olumsuzluk arz etmeyen kas dokularıdır. Ancak bazen bu kas yapısı fazla aktiftir veya fazla büyük-uzundur. Böyle bir durumda ön dişlerde ayrıklık, dişeti çekilmesi, peltek ve tıslayarak konuşma veya kullanılan bir hareketli protezin tutuculuğuna engel olma gibi olumsuzluklarla karşılaşılabilir.

Tüm bu sorunların çözümü oldukça kolaydır. Yapılacak bir lokal anestezi sonrası lazer veya klasik cerrahi bir yöntemle ilgili frenilumdaki kas fonksiyonunu azaltacak kadar yapılan bir kesi tedavi için yeterli olmaktadır.

  • DİŞETİ ESTETİĞİ

Bazen çeşitli sebeplerle dişetlerinde istenmeyen büyümeler olabilir.

Ya da anatomik olarak, güldüğü zaman dudak hattı, dişeti hattını aşan gummy smile (dişeti-damak gülüşü) ortaya çıkabilir.

Yine esmer bireylerde veya çok sigara içenlerde dişetleri pigmentasyona bağlı olarak koyu kahve lekelenmeler içerebilir.

Tüm bu olumsuzluklar kişinin yüz estetiğini bozduğu gibi psikolojik olarak bireyi sosyal yönden geri planda bırakmaktadır. Günümüzde dişetlerinde cerrahi el aletleri ve lazer teknolojisi ile yapılan estetik plastik uygulamalar, estetik açıdan oldukça olumlu sonuçlar vererek bireyi tekrar topluma kazandırmaktadır.

  • DİŞ SIKMA (BRUKSİZM)

Gün içerisindeki stresimiz çoğu zaman geceye yansır. Günlük aktivitelerin verdiği yorgunluk ve stres gece uykuda diş sıkma ve gıcırdatma olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok uzun süreli ve etkin diş sıkma sonucunda çene eklemi bu durumdan olumsuz etkilenir.Dişlerin yüzeylerinde aşınma ve kırılmalar gerçekleşir. Eklem problemleri; ağız açma kapama hareketlerinde ağrı, yemek yerken ağrı,  eklemden ses gelmesi, özellikle sabah uyanırken baş ve çene ağrıları şeklinde kendini gösterir.

Diş sıkma ve eklem problemlerinin doğru tedavisi için hastaların klinik ortamında muayene edilmesi gerekmektedir. Bu tedavi teşhise yönelik olarak, koruyucu, cerrahi ve lazer destekli olabilir.